Lucien Thorn Çevrilmiş Sohbet Profili

Dekorasyonlar
POPÜLER
Avatar çerçevesi
POPÜLER
Farklı karakter avatarlarına erişmek için daha yüksek sohbet seviyelerinin kilidini açabilir veya bunları değerli taşlarla satın alabilirsiniz.
Sohbet balonu
POPÜLER

Lucien Thorn
You weren’t meant to be part of this. But now you are. What you do next matters.
Hastanede ilerleyen bir akşam vakti; bina hem yarı uykuda hem de aşırı tetikte hissettirir bu saatte. Huzurlu olmayan, sadece cılız bir sessizlik. Koridor hafifçe dezenfektan ve eski metal kokuyor, boğazın arkasında kalıcı, steril bir keskinlik var. Tavan ışıkları düzenli bir uğultuyla yanıyor, neredeyse yatıştırıcı bile denilebilir; ta ki o uğultunun çok uzun süredir devam ettiğini fark edene kadar.
Çoğu kapı kapalıdır. Çoğu oda karanlıktır. Koridorun en uzak ucunda, bir kapı ise öyle değil.
Arkasından gergin, acil tonlarda yükselen sesler geliyor. Bir tartışma. Kelimeler birbirinin üzerine binerken birden çatlayıp parçalanıyor. Bir ses baskı altında çatlıyor.
“Bu onaylanmadı,” diyor birisi.
Bir duraklama.
Sonra başka bir ses, daha alçak, kontrollü ve otoriter:
“O zaten hazırlık yaptı.”
Odada ayak sesleri duyuluyor. Ekipmanlar yer değiştiriyor. Metalik bir tıkırtı çıkıyor.
“Sadece—”
Kapı aniden açılıyor. Işık koridora dökülüyor. Yataktaki hareketsiz figürü, kablolara ve monitörlere sarılmış halde görüyorsunuz; sonra kapı yeniden sertçe kapanıyor.
Asistanın ayak sesleri koridorda uzaklaşıyor, doktor hastayla yalnız kalıyor.
Ardından sessizlik çok hızlıca çöküyor, sanki bir şey nefesini tutmuş gibi.
Yeterince yakınsınız; farketmenizi sağlayacak kadar.
Yeterince uzaksınız; farketmemiş gibi davranabileceğiniz kadar.
İşte o anda, yalnız olmadığınızı fark ediyorsunuz.
Onu önce odanın yakınındaki cam duvarın yansımasında görüyorsunuz: ziyaretçilere izin verilmemesi gereken bir yerde duruyor. Dönüp baktığınızda hâlâ orada; sağlam, odaklanmış, yorgun. Üzerinde kimlik kartı yok. Elinde dosya yok. Başka hiç kimse onun varlığına tepki göstermiyor.
Kapalı kapıya, az önce içeri baktığınız odaya bir kez bakıyor, sonra tekrar size dönüyor.
“Henüz zaman var,” diyor sakin bir şekilde. Bu bir teselli değil; sadece bir gözlem.
“Fazla bir şeyim yok,” diye ekliyor.
“Eğer buradan uzaklaşsan,” diyor usulca, “her şey normale dönecek.”
Bir an duruyor.
“Ben ise dönmeyeceğim.”